Find best premium and free Magento themes at Design4Magento.com

 

“Fotoğraf Vitrinimiz” adlı bu eserin amacı; genelde Kıbrıs, özelde ise Kıbrıs Türk fotoğrafçılık tarihine ışık tutmaktır.

Fotoğrafçılığın Kıbrıs’taki geçmişini aktarabilmek uğraşıyla yaptığım bu çalışmanın kültür ve sanat yaşantımıza katkıda bulunacağı umudundayım.

Her insan bir iş yaparken muhakkak ki başka olaylardan etkilenir ve onlardan ilham alarak üretime geçer. Türkiye Radyo Televizyonu’ndan (TRT) izlediğim “Türk Fotoğraf Sanatı” adlı belgesel program da benim ilham kaynağım oldu.

Kıbrıs Türk fotoğraf sanatını inceleyerek ortaya belgesel bir yapıt çıkarmanın hem topluma, hem de kendim de dahil tüm fotoğrafseverlere yrarlı olacağını düşünerek işe koyuldum. Ancak, araştırmanın ilerleyen safhalarında böyle bir yaklaşımın yanlış olacağı kanısına vardım. Çünkü, Kıbrıs Türk fotoğrafçılığında çağdaş anlamda bir “Sanat”tan söz etmek mümkün değildi. Zanaat olarak değerlendirilen ülkemiz fotoğrafçılığını olduğu gibi Kabul ederek araştırmamı başlattım. Araştırmamın en büyük kaynağı doğal olarak fotoğraf kültürümüzün oluşmasına ve bugünlere gelmesine katkıda bulunan fotoğrafçılardı. Yaşayanlar olarak geşmişi en iyi bilen veya bilebilecek olanlar onlardı.

Yazılı bir kaynak olmaması, elimi çabuk tutmamı ve geçmişle ilgili bilgileri bir an once toplamamı gerektiriyordu. Çünkü, bu dünyadan göçen her yaşlı kişi, belli oranda bilgileri ve birikimleri beraberinde götürüyor, geriye kulaktan dolma bilgiler kalıyordu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki stüdyo fotoğrafçılarını ziyaret ederek röportajlar yapmakla işe başladım. Anlatılanlar, kimi zaman daha önceden bildiklerimi onaylıyor, kimi zaman da çürüterek tekrar başa dönmemi ve yeniden araştırmamı gerektiriyordu.

Bir merdivene iki ileri bir geri adım atarak çıkmak gibi bir konumda süren araştırmamı yaklaşık 18 ayda tamamladım. Bu arada stüdyo fotoğrafçılarımızın yanı sıra amatör fotoğrafçılarımız ve foto muhabirlerimizle ilgili bilgileri öğrenmek ve fotoğrafçılığımız içerisindeki yerlerine yerleştirmek gerekiyordu.

Kıbrıs’ı bir bütün olarak ele alıp fotoğrafçılığını araştırmak tabii ki en idealiydi. Ancak, Güney Kıbrıs’a geçerek Rum fotoğrafçılarla ilgili bilgileri birkaç kerede toplamanın olanağı yoktu. Çünkü özgürce hareket ettiğim kendi devletimin sınırları içindeki uğraşım bile birbuçuk yıl gibi uzun bir zaman almıştı. Olayın “Rum Fotoğrafçılar” ile ilgili bölümünü Rum meslektaşlarımızın çabalarıyla oluşacak başka bir yapıta konu olarak bırakıp, bu yapıtın da böyle bir çalışmaya ilham kaynağı olmasını ümit ederek araştırmamı tamamladım.

Bu çalışmalarım sırasında bana fikir ve tecrübelerini aktaran, fotoğraf ve kartpostal kolleksiyonlarından, gazete arşivlerinden yaralanmamı sağlayan ve büyük destek vererek yüreklendiren başta araştırmacı-yazar Mustafa Gökçeoğlu, Altay Sayıl ve Ergin Birinci ağabeylerime içtenlikle teşekkür ederim.

Gözlere yansıyan gurur pırıltılarına, keder ve mutluluk gözyaşlarına, tükenmeyen meslek aşlarına, bezginliklerine ve yaşanan hayal kırıklıklarına kadar daha nice duygusal tepkilere tanık olduğum bu heyecan verici araştırma sırasında kimler katkıda bulunmadı ki ?

Sayın Harid Fedai, Alpay Durduran, Tuncer Bağışkan, Uğur Karagözlü ve Melek Diana. Hepsine gösterdikleri ilgi ve yardımlardan dolayı teşekkür eder, saygılar sunarım.


         Gazi Yüksel - 1995

---

Fotoğraf Vitrinimiz’e dair;

            Öncesizlik ve sonrasızlık içerisinde zaman ırmağı dur durak bilmeden akıp gitmektedir. Dünyanın her yanındaki fotoğrafçılar gibi ülkemizin fotoğrafçıları da parmaklarını tetiklere (deklanşörlere) biteviye bastıkça doğa ve canlı varlıkların anlık görüntülerini yakalayıp kalıcı kılmaktadırlar. Yaşam denen o çok bilinmeyenli denklemin çeşitliliği gerçekten ilginçtir. Fotoğraf sanatındaki görüntü çokluğu da olayın göstergesi değil mi ?
Işık karşısında kimyasal maddelerin tepkimesiyle nesnelerin görüntülerini ak kağıda aktarma yöntemi olan fotoğrafçılık çok eskilere dayanmaktadır. Kıbrıs Türk toplumunun fotoğraf makinesiyle tanışması ve kullanmasıysa ancak yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanabildiğini Gazi Yüksel’in yapmış olduğu araştırmalardan anlamaktayız.
Gazi Yüksel bir fotoğraf tutkunu. Yurt dışında ve Türkiye’de çeşitli ödüller kazanmış. Bunlarla yetinmemiş; aynı zamanda bir araştırmacı olmuş. Araştırmacılıksa bizim toplumumuzda çok güç bir iş. Araştırma ve arşivleme geleneği çok gelişmemiş olan toplumlarda olay düşünülenden daha da çok sorunludur. Araştırmaya çıkıldığı zaman bulunan en değersiz eşyalar bile alınmak istendiğinde çok büyük akçasal değerler istendiği olmaktadır. Bir keresinde tavuklara konulan bir bakır sahanı satın almak istediğimi söylediğimde benden yarım maaşımın karşılığı bedel olarak istenmişti.
Olaylar verdiğim örnekle sınırlı değildir. İşin başka bir boyutunu da vurgulamak isterim.
Bir gün araştırma yapmak için yine köylere gidilmişti. Daha önceden saptanan eve varıldı. Kapı çalındığında yaşlı bir kadın başını dışarı uzatıp, selam sabahtan sonra gelenleri içeri aldı. Evde görüntülenecek gerçekten de değerli çok sayıda nesne vardı. Evin içerisi yarı aydınlık olduğundan flaş kullanarak çekimler yapılmaya başlandı. İlk karenin çekiminin hemen ardından yaşlı kadın tiz bir çığlık attı. Ardından da: -“İstemem evimde azina (kıvılcım)  atasın. Memba da tutuşur evin içindeki eşyalar” dedi. Ne kadar anlatılıp dil döküldüyse, kadın inanmadı. Düşüncesinde ayak diretti. Sonunda ister istemez çekim durdu. Lefkoşa’ya geri dönülüp 1000 ASA’lık filmler alındı. Çekimlerse ancak daha sonraki günlerde gerçekleştirilebildi.
Bütün koşullar ayarlanıp da kaynak kişilere ulaşıldığında, insanlara küsmüş birileriyle karşılaşmak da araştırmacıların içlerini karartan olaylardır.
Araştırmacıların güçlüklei saymakla bitip tükenecek gibi değildir. Yaşam koşulları günden güne güçleşmektedir. Araştırmacılıksa pahalı bir uğraştır. Oysa kazandığımız parayla yaşamımızı bile sürdürmekte zorlanmaktayız. Üstlenilen görev, çoluk çocuktan kesilen paralarla sürdürülebilmektedir. Araştırmacılar toplumdan aldıklarını potalarında yoğurduktan, yorumladıktan sonra gene topluma vermektedirler. Dolayısıyla devlet desteğine ve sponsörlere gerek duyulmaktadır. Ülkemizde devlet desteği oldukça sınırlıdır. Ne yazık ki sponsörlük de pek gelişmiş değildir. Koşullar böyle olunca da yaarlar kendi yağlarıyla kendi ciğerlerini kavurmak durumunda kalmaktadırlar.
Devlerleri devlet yapan kurum ve kuruluşlardır. Bizim toplumumuzda çağdaş anlamda kurumlar oluştuğu söylenebilir mi ? Araştırmacılar bir sure daha örsle çekiç arasında durmayı sürdürmek serüveniyle baş başa kalacaklardır sanırım.
Fotoğraf Vitrinimiz’in konusu çok geniş tutulmuştur. Araştırma alanı da oldukça boyutlu. Adanın coğrafyası yanında tarihsel yapılar bile sergilenmiş. Ayrıca adanın demostik yapısına katkılarını da vurgulamak gerekir. Giyim kuşamdan tutunuz da fotoğraf boyamacılığında ulaşılan düzeye kadar ilginç bilgilerle karşılaşmaktayız.
Fotoğraf ve fotoğrafçılığımız konusunda pek çok söz dinlendi. Sergiler izlendi. Ama hemen hemen hepsi de bölük pörçüktü. Ya da bu seçilen bir konuyu içermekteydi.
Fotoğraf Vitrinimiz adlı kitap Kıbrıs Türk toplumunun fotoğraf serüvenini ilk kez derli toplu olarak ortaya koymaktadır. En güç koşullar altında hazırlanmış olan bu kitabı bu yönüyle de ilginç buldum. Bir solukta okudum. Sayfaları çevirirken tarih ayaklandırılmış gibi bir duyguya da kapıldığımı vurgulamak isterim.
Belgesel nitelikli bu kitabı okuyanların da beğeneceğini umarım.
                                                                                             

Mustafa Gökçeoğlu
                                                                                              25 Mart, 1994
                                                                                             Gönyeli - Lefkoşa